İZMİR SAĞLIKTA “KAPALI DEVRE” DÜZEN İDDİASI

ŞİKÂYET EDEN DE AYNI KAPIYA GİDİYOR, DOSYAYI İNCELEYEN DE!
İzmir sağlık bürokrasisinde yıllardır aynı isimlerin çevresinde şekillendiği öne sürülen idari yapı, bu kez CİMER ve SABİM başvurularının izlediği tartışmalı güzergâhla mercek altında.
Vatandaşın, sağlık çalışanının ya da kamu görevlisinin usulsüzlük, mobbing, liyakatsiz atama ve idari baskı iddialarıyla Ankara’ya gönderdiği şikâyetler, gerçekten bağımsız biçimde mi inceleniyor? Yoksa başvurular, iddiaların odağında bulunduğu öne sürülen yönetim çevresinin kontrolündeki aynı kuruma geri gönderilerek kapalı devre bir bürokratik döngüye mi sokuluyor?
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Personel Hizmetleri Başkanlığı ekseninde gündeme gelen iddialar, devletin vatandaşa açtığı hak arama yollarının İzmir’de nasıl işletildiği sorusunu artık kaçınılmaz hale getiriyor.
ŞİKÂYET ANKARA’YA GİDİYOR, YENİDEN İZMİR’E DÖNÜYOR
CİMER ve SABİM sistemlerinin temel amacı; vatandaşın, personelin ve kamuoyunun idareye ilişkin şikâyetlerini kayıt altına almak, denetlemek ve çözüme ulaştırmaktır.
Ancak İzmir’deki işleyişe ilişkin ortaya atılan iddialar bunun tam tersine işaret ediyor.
İddiaya göre sağlık çalışanları veya vatandaşlar tarafından Ankara’ya ulaştırılan başvurular, inceleme yapılması amacıyla yeniden İzmir İl Sağlık Müdürlüğüne havale ediliyor. Dosya, Personel Hizmetleri Başkanlığına ulaştığında ise şikâyet edilen yönetici ile şikâyeti inceleyen idari mekanizma arasındaki mesafe ortadan kalkıyor.
İşte asıl soru burada başlıyor:
Hakkında iddia bulunan yöneticilerin bağlı olduğu birim, aynı yöneticiler hakkındaki şikâyeti tarafsız biçimde nasıl inceleyebilir?
Araştırma notlarına yansıyan bir olayda, SABİM’e başvuruda bulunan bir kişinin İzmir İl Sağlık Müdürlüğüne ait olduğu ileri sürülen telefon numaralarından defalarca arandığı, Personel Hizmetleri Başkanı’nın kendisiyle görüşmek istediğinin aktarıldığı belirtiliyor.
Başvurucunun daha sonra yeniden sisteme dönerek şu soruyu sorduğu ifade ediliyor:
“Şikâyet ettiğim yerdeki insanlar neden beni arıyor?”
Bu iddia doğruysa mesele artık yalnızca bir telefon görüşmesi değildir. Mesele, şikâyetçinin kimliğinin korunup korunmadığı, başvuru bilgilerinin kimlerin erişimine açıldığı ve vatandaşın şikâyeti nedeniyle baskı altında hissedip hissetmediğidir.
ŞİKÂYET MEKANİZMASI MI, BÜROKRATİK GERİ DÖNÜŞÜM HATTI MI?
İzmir sağlık bürokrasisine ilişkin iddialar dört aşamalı bir sistem tarif ediyor:
Birinci aşama: Vatandaş veya personel CİMER/SABİM üzerinden şikâyetini Ankara’ya iletiyor.
İkinci aşama: Ankara, inceleme yapılması için dosyayı İzmir İl Sağlık Müdürlüğüne gönderiyor.
Üçüncü aşama: Dosya, şikâyet edilen yöneticilerin görev yaptığı veya bağlı bulunduğu personel-disiplin mekanizmasının önüne geliyor.
Dördüncü aşama: “Somut delil bulunmadığı”, “idarenin takdir yetkisi” veya “mevzuata aykırılık tespit edilmediği” şeklindeki kurumsal cevapla başvuru kapatılıyor.
Kâğıt üzerinde bütün işlemler yapılmış görünüyor.
Evrak kayda giriyor.
Yazışmalar tamamlanıyor.
Resmî cevap hazırlanıyor.
Sistem işliyor.
Fakat iddialara göre sonuç hiç değişmiyor: Yapı kendi kendisini inceliyor ve yine kendi kendisini aklıyor.
İşte kamuoyunun yanıt beklediği temel soru budur:
Bir şikâyet mekanizması, şikâyet edilen çevrenin kontrolündeki bürokratik kanala teslim edilirse buna denetim denilebilir mi?

PERSONEL SİSTEMİNİN İKİ KRİTİK İSMİ
Bu yapının merkezinde Personel Hizmetleri Başkanı Şaban Koçoğlu ile Personel Hizmetleri Başkan Yardımcısı Av. Dr. Süleyman Mertoğlu’nun bulunduğu ileri sürülüyor.
(Teşkilat hiyerarşisinde bazı konular kitabına uydurulmuş ise de işin gerçek hayat öyle olmadığı çok açık. Biz haberimizde perde arkası gerçekleri ile ilgileneceğiz.)

Koçoğlu’nun personel atamaları, görevlendirmeler, disiplin işlemleri ve yönetici tercihleri üzerindeki idari ağırlığı uzun süredir tartışma konusu.
Mertoğlu ise hem sağlık yönetimi alanındaki akademik geçmişi hem de hukuk fakültesi mezunu olması nedeniyle sistemin mevzuat ve hukuk ayağındaki en dikkat çekici isimlerinden biri.
Mertoğlu’nun uzun yıllardır aynı kritik görevde bulunması, farklı il müdürleri döneminde koltuğunu koruması ve personel-disiplin süreçlerindeki kurumsal hafızaya hâkim olması, kendisini bu dosyanın merkezî aktörlerinden biri haline getiriyor.
Ancak kamuoyu şu sorunun cevabını bilmiyor:
CİMER ve SABİM dosyalarının hazırlanması, değerlendirilmesi, hukuki görüşe bağlanması ve cevaplandırılması süreçlerinde Mertoğlu’nun gerçek yetki ve sorumluluğu nedir?
Şikâyetlere verilen cevaplarda imzası veya parafı var mıdır?
Muhakkik önerileri hangi birim tarafından hazırlanmaktadır?
Şikâyet edilen yöneticilerle aynı idari hiyerarşi içinde bulunan personel yöneticilerinin çıkar çatışması nasıl önlenmektedir?
Bu soruların cevabı, “kapalı devre sistem” iddiasının en kritik düğümünü çözecektir.
MUHAKKİK MEKANİZMASI KİMİ KORUYOR?
İddiaların en ağır bölümlerinden biri de muhakkik, yani soruşturmacı görevlendirmeleriyle ilgilidir. (Eşref Okunakol ve M. Celalettin Uzun üzerinden bu konu detaylandırılacaktır.)
Bir kamu görevlisi veya yönetici hakkında disiplin ya da idari inceleme başlatıldığında, olayın niteliğine uygun ve tarafsız bir muhakkik görevlendirilmesi gerekir.
Ancak İzmir sağlık sistemindeki bazı dosyalarda muhakkik tercihlerinin objektif kriterlerle değil, idari ve kişisel yakınlıklarla belirlendiği öne sürülüyor.
İddialara göre sisteme yakın bir hastane yöneticisi şikâyet edildiğinde dosyaya, aynı yönetim çevresinin içinde bulunan veya bu çevreye idari olarak bağlı bir isim görevlendiriliyor.
Buna karşılık sistemin işleyişini eleştiren ya da usulsüzlük iddialarını gündeme getiren personele yönelik soruşturmalarda daha sert ve cezalandırıcı bir yol izleniyor.
Bu anlatı doğruysa, muhakkik sistemi gerçeği ortaya çıkarmak için kullanılan bir denetim aracı olmaktan çıkmış; dostu koruyan, muhalifi cezalandıran bir idari silaha dönüşmüş demektir.
Kamu adına soruyoruz:
Son yedi yılda İzmir İl Sağlık Müdürlüğü ve bağlı hastanelerde kaç muhakkik görevlendirildi?
Bu muhakkikler hangi kriterlerle seçildi?
Aynı isimler kaç farklı dosyada görev aldı?
Muhakkiklerin şikâyet edilen yöneticilerle önceki görev veya hiyerarşi ilişkileri incelendi mi?
Kaç soruşturma işlem yapılmasına yer olmadığı kararıyla sonuçlandı, ya da somut olaylarda konu kapatılamayınca bir takım cezai yaptırımlar yazılmasına rağmen konu hukuki sürece intikal etmeden kapandı/kapatıldı?
Bu veriler kamuoyuna açıklanmadan sistemin tarafsızlığına ilişkin kuşkular ortadan kalkmayacaktır.
“TAKDİR YETKİSİ” SINIRSIZ BİR KALKAN MIDIR?
İddialara göre yapı, tartışmalı atama ve görevlendirmeleri “idarenin takdir yetkisi” kavramıyla savunuyor.
Oysa idarenin takdir yetkisi sınırsız değildir.
Kamu yararıyla, hizmet gerekleriyle, eşitlik ilkesiyle ve yargı denetimiyle bağlıdır.
Bir yönetici ataması kamuoyunda ve personel arasında tartışma yaratıyorsa, idarenin yalnızca “takdir yetkisi” demesi yeterli değildir.
Şu sorulara da cevap vermesi gerekir:
Göreve getirilen kişinin liyakat ölçütü nedir?
Aynı göreve uygun diğer personel hangi gerekçeyle değerlendirme dışı bırakılmıştır?
Atama veya görevlendirme öncesinde objektif bir değerlendirme yapılmış mıdır?
Kararın altında hangi kamu yararı bulunmaktadır?
İdarenin takdir yetkisi, hesap vermeme hakkı değildir.
“HİZMET GEREĞİ” Mİ, İDARİ SÜRGÜN MÜ?
Dosyanın bir başka ağır iddiası, usulsüzlükleri bildiren veya yönetimi eleştiren personelin “hizmet gereği” gerekçesiyle uzak ilçelere gönderildiğidir.
Kâğıt üzerinde bu işlem disiplin cezası değildir.
Ancak personelin ailesinden, yaşadığı çevreden ve çalışma düzeninden koparılması fiilî bir cezalandırmaya dönüşebilir.
Özellikle şikâyet veya ihbar sonrasında yapılan görevlendirmeler, misilleme ihtimalini gündeme getirir.
Bu nedenle İzmir İl Sağlık Müdürlüğünün şu verileri açıklaması gerekir:
Son yedi yılda kaç personel “hizmet gereği” gerekçesiyle görev yerinden alınmıştır?
Bu kişilerin kaçı daha önce CİMER, SABİM, savcılık veya sendika kanalıyla şikâyette bulunmuştur?
Yer değiştirme kararlarının kaçına karşı dava açılmıştır?
Bu davaların kaçı idare aleyhine sonuçlanmıştır?
Mahkeme tarafından iptal edilen işlemler nedeniyle ne kadar vekâlet ücreti ve yargılama gideri ödenmiştir?
Bu rakamlar açıklanırsa, “hizmet gereği” uygulamasının idari ihtiyaç mı yoksa personeli susturma yöntemi mi olduğu daha açık görülecektir.
YARGI İPTAL ETTİYSE NEDEN DEVAM EDİLDİ?
Araştırma dosyasına yansıyan bilgilerde, personel hakkında açılan bazı disiplin soruşturmaları ve görevlendirme işlemlerinin idare mahkemeleri tarafından iptal edildiği belirtiliyor.
Daha da ağır olan iddia ise mahkeme kararlarına rağmen benzer işlemlerin sonraki dönemlerde devam ettirilmiş olmasıdır.
Bu durum doğruysa ortaya yalnızca hukuki bir hata değil, ciddi bir kamu zararı sorunu çıkar.
Çünkü her iptal edilen işlem;
- yargılama gideri,
- karşı vekâlet ücreti,
- personelin uğradığı zarar,
- idarenin zaman ve kaynak kaybı
anlamına gelmektedir.
Kamu adına soruyoruz:
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü son yedi yılda personel davalarında ne kadar vekâlet ve yargılama gideri ödedi?
Aynı gerekçelerle kaybedilen davalara rağmen benzer işlemler neden tekrarlandı?
Bu kamu zararının idari sorumluluğu kimdedir?
MÜDÜRLER DEĞİŞTİ, PERSONEL DÜZENİ DEĞİŞMEDİ
İzmir sağlık bürokrasisinde Burak Öztop iki farklı dönemde İl Sağlık Müdürlüğü yaptı.
Engin Basmacı Destek Hizmetleri Başkanlığından Dokuz Eylül Üniversitesine geçti.
Destek hizmetleri, hastane yönetimleri ve üst kadrolarda çok sayıda isim değişti.
Ancak Şaban Koçoğlu ve Süleyman Mertoğlu’nun personel sistemindeki etkisinin uzun yıllar boyunca devam ettiği görülüyor.
Bu süreklilik tek başına suç ya da usulsüzlük göstergesi değildir.
Ancak personel atamalarından disiplin dosyalarına, muhakkik görevlendirmelerinden CİMER cevaplarına kadar geniş bir idari hafızanın aynı isimlerde birikmesi ciddi bir denetim sorusu doğurur.
Müdürler değişirken sistem neden değişmemiştir?
Yeni yöneticiler mevcut personel düzenini mi yönetmiştir, yoksa mevcut personel düzeni yeni yöneticileri kendisine bağımlı hale mi getirmiştir?
Mertoğlu’nun farklı müdürlük dönemlerinde aynı kritik koltukta kalması, yalnızca uzmanlık ve kurumsal devamlılıkla mı açıklanmalıdır?
Yoksa İzmir sağlığındaki personel ağının bütün düğümlerini bilen değişmez bir “kara kutu”ya mı dönüşmüştür?
KORKU İKLİMİ İDDİASI
Sağlık çalışanları arasında en ağır iddia, şikâyette bulunan personelin kimliğinin yönetim tarafından öğrenilebildiği ve başvurunun sonrasında baskı görebileceği korkusudur.
Bir kamu çalışanı, yaptığı CİMER veya SABİM başvurusunun yine şikâyet ettiği kişilerin önüne gideceğini düşünüyorsa sistem daha baştan işlevini kaybetmiş demektir.
Çünkü şikâyet mekanizmasının yalnızca var olması yetmez.
Çalışanın o mekanizmaya güvenmesi gerekir.
Kimliğinin korunacağına inanması gerekir.
İhbarı nedeniyle tayin edilmeyeceğini, soruşturulmayacağını veya idari baskıyla karşılaşmayacağını bilmesi gerekir.
Aksi halde CİMER ve SABİM, hak arama mekanizması değil, personelin kendisini hedef göstermesine neden olan bir kayıt sistemine dönüşür.
BU DOSYA KİŞİSEL DEĞİL, DEVLET MESELESİDİR
İzmir sağlık bürokrasisindeki yapı iddiaları, bir kişinin koltuğu ya da birkaç yöneticinin şahsi ilişkileriyle sınırlı değildir.
Mesele, devletin denetim sisteminin gerçek anlamda işleyip işlemediğidir.
Mesele, mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmadığıdır.
Mesele, kamu zararının hesabının sorulup sorulmadığıdır.
Mesele, şikâyet eden personelin korunup korunmadığıdır.
Mesele, kamu görevlerinin liyakatle mi yoksa kapalı ilişki ağlarıyla mı dağıtıldığıdır.
Ve en önemlisi mesele, devlet içinde yetkisini denetimden kaçıran bir bürokratik çevrenin oluşup oluşmadığıdır.
KAMU ADINA SORUYORUZ
İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Personel Hizmetleri Başkanı Şaban Koçoğlu ve Başkan Yardımcısı Av. Dr. Süleyman Mertoğlu’na soruyoruz:
- CİMER ve SABİM başvurularında şikâyetçilerin kimlik ve iletişim bilgilerine kimler erişmektedir?
- Şikâyet ettiği kurum tarafından arandığını belirten başvurucuların iddiaları araştırılmış mıdır?
- CİMER ve SABİM dosyalarının hazırlanması ve cevaplandırılmasında Mertoğlu’nun imza, paraf ve değerlendirme yetkisi nedir?
- Son yedi yılda kaç muhakkik görevlendirilmiş ve bu isimler hangi objektif kriterlerle seçilmiştir?
- Muhakkiklerin şikâyet edilen yöneticilerle görev, sendika, arkadaşlık veya hiyerarşi ilişkileri araştırılmış mıdır?
- “Hizmet gereği” yer değiştirme işlemlerinin kaçına karşı dava açılmış ve bunların kaçı iptal edilmiştir?
- Kaybedilen personel davaları nedeniyle kurum bütçesinden toplam ne kadar vekâlet ve yargılama gideri ödenmiştir?
- Mahkemelerin hukuka aykırı bulduğu işlemler neden benzer biçimlerde tekrar edilmiştir?
- Personel atamalarında liyakat ve objektif değerlendirme kriterleri kamuoyuna neden açıklanmamaktadır?
- Personel-disiplin sistemindeki yetki yoğunlaşmasını önlemek için bağımsız denetim mekanizması var mıdır?
SAĞLIK BAKANLIĞI VE İZMİR VALİLİĞİNE ÇAĞRI
Bu iddiaların İzmir İl Sağlık Müdürlüğü içindeki aynı idari mekanizma tarafından incelenmesi kamuoyundaki kuşkuları ortadan kaldırmayacaktır.
Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu ve İzmir Valiliği, personel ve disiplin işlemlerini kurum dışından görevlendirilecek bağımsız müfettişler aracılığıyla incelemelidir.
CİMER ve SABİM işlem kayıtları, muhakkik görevlendirme listeleri, mahkeme kararları, personel tayin evrakları ve yargılama giderleri birlikte denetlenmelidir.
Çünkü iddia doğruysa ortada yalnızca kötü yönetim yoktur.
Vatandaşın devlete ulaşma kanallarını kendi kendisini koruyan bir bürokratik duvara dönüştüren sistem vardır.
İddia doğru değilse de bunu kanıtlamanın yolu sloganlar değil, bütün belgelerin kamuoyuna açılmasıdır.
ŞİMDİ SORU NETTİR:
İZMİR SAĞLIKTA ŞİKÂYETLER GERÇEKTEN İNCELENİYOR MU, YOKSA AYNI MASADA ERİTİLİP DOSYALAR KAPATILIYOR MU?
Devam edecek…
Haber: Muhammed Çopur – İzmir – 14 Temmuz 2026
İletişim: nvarnyokizmir@gmail.com





